Erhan Erden SEyitgazi Belediye Başkan Adayı


Konuk Yazar



Konuk Yazar

Mühendisin Durdurduğu Beton, Türkiye’nin Durduramadığı Liyakat Sorunu

Mühendisin Durdurduğu Beton, Türkiye’nin Durduramadığı Liyakat Sorunu
Mühendisin Durdurduğu Beton, Türkiye’nin Durduramadığı Liyakat Sorunu
27 Haziran 2026 Cumartesi Okuma 137

Bir temel atma töreni…

Protokol yerini almış.

Kurdele kesilecek.

Beton mikseri çalışıyor.

Fotoğraflar çekiliyor.

Her şey planlandığı gibi ilerliyor.

Tam o sırada Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er temelin içine bakıyor.

Birkaç saniye…

Sonra herkesin duyması gereken o cümleyi kuruyor:

"Beton dökmeyin."

Çünkü eksik görüyor.

Demir yerleşimini görüyor.

Zemin hazırlığındaki kusuru görüyor.

Ve "önce düzeltin" diyor.

Belki de milyonlarca liralık bir yapının geleceğini birkaç saniyelik dikkatiyle değiştiriyor.

Sebebi ise çok basit.

Çünkü kendisi inşaat mühendisi.

Mesleğini biliyor.

Betonun ne zaman döküleceğini de biliyor, ne zaman dökülmeyeceğini da.

İşte tam burada Türkiye'nin yıllardır çözemediği liyakat meselesi karşımıza çıkıyor.


Bugün herhangi bir işe başvurun.

Sizden diploma isterler.

Deneyim isterler.

Referans isterler.

Yabancı dil isterler.

Bilgisayar bilgisi isterler.

Sertifika isterler.

Hatta bazı işlerde psikoteknik raporu bile isterler.

Peki...

Milyarlarca liralık bütçeleri yönetecek,

Milyonlarca insanın yaşayacağı şehirleri planlayacak,

Deprem güvenliğinden ulaşıma,

İçme suyundan kanalizasyona,

İmar planlarından köprüye,

Raylı sistemlerden çevre düzenlemesine kadar yüzlerce teknik konuda karar verecek belediye başkanlarında hangi mesleki yeterlilik aranıyor?

Hiçbiri.

Aday gösterilmek yeterli.

Seçimi kazanmak yeterli.

Gerisi tamamen danışmanlara bırakılıyor.

Oysa belediyecilik yalnızca siyaset değildir.

Belediyecilik aynı zamanda mühendisliktir.

Şehir planlamasıdır.

Jeolojidir.

İnşaattır.

Hidroliktir.

Ulaşımdır.

Afet yönetimidir.

Çevre bilimidir.

Mimarlıktır.

Ekonomidir.

Veri analizidir.

Yani teknik bilgi gerektirir.


6 Şubat depremleri bize en ağır dersi verdi.

11 şehir yıkıldı.

On binlerce bina çöktü.

On binlerce insan hayatını kaybetti.

Şimdi dönüp düşünelim.

Deprem bir doğa olayıydı.

Fakat felaketin büyüklüğü büyük ölçüde insan eliyle oluştu.

Yanlış imar kararları,

Eksik denetimler,

Hatalı projeler,

Kalitesiz malzemeler,

Yetersiz zemin etütleri...

Hepsi zincirin halkalarıydı.

İşte bu yüzden belediye başkanının yalnızca siyaset bilmesi yetmiyor.

Şehri de bilmesi gerekiyor.


Eskişehir'e bakalım.

Yıllarca "örnek şehir" diye anlatıldı.

Fakat bugün tabloya baktığımızda cevap bekleyen çok soru var.

25 yıllık yönetimin ardından hâlâ tamamlanmış bir nazım imar planı tartışması bitmedi.

Kentsel dönüşüm beklenen hızda gerçekleştirilemedi.

Deprem riski taşıyan yapı stokunun önemli kısmı yerinde duruyor.

Trafik her geçen yıl büyüyor.

Araç sayısı 400 bini aşmış durumda.

Buna rağmen güncel ve bütüncül bir ulaşım master planı yıllardır konuşuluyor.

Şehrin altyapısı sürekli kazılıyor.

Yağmur yağınca bazı bölgelerde aynı manzaralar yaşanıyor.

Üstyapıda ise başka sorunlar ortaya çıkıyor.

Toplu taşıma filosunda yaşanan arızalar, hizmet kalitesini doğrudan etkiliyor.

Geçtiğimiz günlerde bir belediye otobüsünün yanması, bakım süreçlerinin ve araç filosunun ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Aslında bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değil.

Altyapıyı ihmal ederseniz üstyapı etkilenir.

Planlama yapmazsanız trafik büyür.

Trafik büyürse toplu taşıma yetersiz kalır.

Yetersiz kalan sistem daha fazla yük taşır.

Daha fazla yük bakım ihtiyacını artırır.

Bakım aksarsa arızalar çoğalır.

Yani şehir yönetimi domino taşı gibidir.

Bir taşı yanlış koyarsanız, yıllar sonra başka bir taş devrilir.


Sorun yalnızca belediye başkanlarında da bitmiyor.

Belediye şirketleri...

Genel müdürlükler...

İştirakler...

Teknik kadrolar...

Buralarda yapılan atamalar da aynı anlayışın ürünü olabiliyor.

Bir kurumun ihtiyacı teknik bilgi iken farklı alanlardan yapılan görevlendirmeler, kurumsal kapasiteyi zayıflatabiliyor.

Liyakat yerine yakınlık esas alındığında bunun bedelini kurum değil, vatandaş ödüyor.

Su hizmetinden ulaşıma kadar her alanda bunun yansımaları görülebiliyor.


Son dönemde bazı siyasi partilerde aday belirleme süreçlerine ilişkin ortaya atılan rüşvet ve usulsüzlük iddiaları da aslında aynı sorunun başka bir yüzünü gösteriyor.

Aday belirleme süreci bilgiye göre değil, farklı ilişkiler ağına göre şekillenirse, seçimden sonra ortaya çıkan yönetim kalitesine şaşırmamak gerekir.

Çünkü yanlış başlayan süreç doğru sonuç üretmez.


Demokrasi elbette sandıktır.

Ancak sandık tek başına yeterli değildir.

Sandığın içinden liyakat çıkmıyorsa;

Şehir kaybeder.

Ekonomi kaybeder.

Depremde insanlar kaybeder.

Ulaşım kaybeder.

Altyapı kaybeder.

Gelecek kaybeder.

Malatya'da bir mühendis başkanın "Beton dökmeyin." sözü aslında sadece bir inşaat talimatı değildi.

O söz, Türkiye'nin uzun yıllardır duymaya ihtiyaç duyduğu başka bir cümleydi:

"İşi, bilen yapsın."

Belki de bütün mesele bundan ibaret.

Çünkü şehirler sloganlarla değil;

Bilgiyle,

Tecrübeyle,

Liyakatle yönetilir.

 

 

teyfik neyzen





YORUM YAZ
Bu habere yorumlar

Tüm yazıları