Erhan Erden SEyitgazi Belediye Başkan Adayı


Özgür TIKIZ



Özgür TIKIZ

Belleksiz Bir Şehir: Eskişehir Kimin Hikâyesi?

Belleksiz Bir Şehir: Eskişehir Kimin Hikâyesi?
Belleksiz Bir Şehir: Eskişehir Kimin Hikâyesi?
15 Mart 2026 Pazar Okuma 137

Son yıllarda Eskişehir üzerine konuşulurken en çok duyduğumuz kelimelerden biri “kent belleği”. Her tartışmada, her polemikte birileri çıkıp “şehir hafızası”, “kent kültürü”, “bellek” gibi kavramları yüksek sesle dile getiriyor. Peki sormak gerekiyor: Bu şehrin belleği gerçekten ne zaman aklınıza geldi?

Çünkü Eskişehir’de son yaklaşık çeyrek asırdır yaşanan dönüşüme baktığımızda, kent belleğini korumaktan çok, onu silmeye yönelik adımların atıldığını görmek zor değil.

Her şey küçük gibi görünen ama şehir hayatını kökten etkileyen bir değişimle başladı: cadde ve sokak isimleri. Yıllarca insanların alıştığı, tarif ettiği, adres olarak kullandığı isimler birer birer değiştirildi. Öyle ki insanlar artık kendi oturdukları adresi bile eskisi gibi kolayca söyleyemez hale geldi.

Hatta durum o kadar karmaşıklaştı ki belediyenin kendi basın bültenlerinde bile “eski adıyla…” diye parantez açmak zorunda kaldığı yıllar yaşandı. Şehirde yaşayanlar bile zorlanırken dışarıdan gelenlerin yaşadığı karmaşayı tahmin etmek zor değil.

Mesela bugün Atatürk Bulvarı olarak bildiğimiz caddenin eski adı Hasan Polatkan Bulvarı’ydı. İsim değiştirildi, Hasan Polatkan adı bambaşka bir noktaya taşındı. Sonuç ne oldu? Yıllardır bir restoranı Hasan Polatkan Bulvarı’nda arayan vatandaş yeni verilen adrese gidip işletme aramak zorunda kaldı.

Bir şehrin hafızası sadece binalarla değil, isimlerle de yaşar. O isimler silindiğinde hatıraların adresi de kaybolur.


Eskişehir’in dönüşümü yalnızca isimlerle sınırlı kalmadı. Şehrin görüntüsü de baştan aşağı değiştirilmek istendi. Ama bunu yaparken çoğu zaman şehrin kendi kimliğinden çok başka şehirlerin hayalleri örnek alındı.

Bir dönem Eskişehir’i Prag’a benzetme modası çıktı. Sokak mobilyaları, banklar, aydınlatmalar… Prag’da görülen ne varsa benzeri yapılmaya çalışıldı. Şehrin birçok noktasına heykeller yerleştirildi. Fakat işin ironik tarafı şu: bunların önemli bir kısmı özgün eserler değil, başka heykellerin reprodüksiyonlarıydı. Yani kopyanın kopyası.

En son Odunpazarı’nda yapılan ve İstanbul’daki meşhur gökkuşağı merdivenlerinin birebir benzeri olan merdiven de bu anlayışın son örneklerinden biri oldu.

Şehir, başka şehirlerin küçük taklitleriyle süslenirken kendi hikâyesinden biraz daha uzaklaştı.


Oysa Eskişehir’in kendi hafızası vardı.

Benim çocukluğumdaki Adalar vardı mesela…
Akar Deresi’nin kenarında yürüyüşler vardı.
Yediler Parkı vardı.
Harçlıklarımızı birleştirip kiraladığımız sandallar vardı.

Saksılar içinde şehir şehir dolaşan palmiyeler değil, dere kenarında salınan söğüt ağaçları vardı.

Şehir bugün gondollarla Venedik’e benzetilmeye çalışılırken, o eski manzaraların yerinde başka bir dekor kuruldu. Belki fotoğraflarda güzel görünen ama geçmişle bağı zayıf bir dekor…


Bu dönüşüm yalnızca görüntüde de kalmadı. Şehirdeki yaşam biçimi de değişti.

Bir dönem Eskişehir’de başlayan 1+1 apart furyası, öğrenciyi merkeze alan bir ticari anlayışın sonucu olarak hızla yayıldı. Yatırımcı memnun, müteahhit memnun… Ama şehirde yaşayan aileler için tablo pek de öyle değildi.

2+1 ev bulmanın bile zorlaştığı bir döneme girdik. Günlük kiralık apartlar çoğaldı. Mahallelerin dokusu değişti. Eskişehirli yavaş yavaş merkezin dışına itilirken şehir başka bir ekonomik düzenin içinde şekillendi.


Ulaşımda da benzer bir tablo ortaya çıktı.

Tramvay, şehir içi ulaşımın neredeyse tek alternatifi haline getirildi. Otobüsler birçok noktadan çekildi. Vatandaş aktarma çilesiyle baş başa kaldı.

Sonra bir gün “Eskişehirliler tramvayı sevdi” açıklamaları yapıldı.

Oysa sorulması gereken basit bir soru vardı:
Başka seçenek bırakılmadığında sevmemek mümkün mü?

Bir yanda Eskişehirli için yasaklanan otobüsler, diğer yanda şehir merkezine kadar giren tur otobüsleri…

Bir noktada insanın aklına şu soru geliyor:
Bu şehir Eskişehirliye mi ait, yoksa Eskişehir’i izlemeye gelenlere mi?


Bugün bazı çevreler “kent belleği” diyerek yüksek sesle konuşuyor. Ama insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Şehrin sokak isimleri değişirken neredeydiniz?
Akar Deresi’nin kıyıları değişirken neredeydiniz?
Adalar’daki eski hayat silinirken neredeydiniz?

Şehir Venedik gondollarıyla donatılırken, Prag’dan esinlenen sokaklar yapılırken, anılarımız kazınırken neredeydiniz?

Biz o günlerde bunları anlatmaya çalışırken yanımızda mıydınız?


Bugün ortaya çıkan tablo biraz tuhaf.

Derme çatma bir şehir kimliği var.
Bir tarafı Avrupa kenti masallarıyla süslenmiş.
Bir tarafı Anadolu’nun eski dokusundan kopmuş.

Ne tam Avrupa kokuyor
Ne de eski Anadolu şehri gibi.

Arada kalmış bir dekor şehir…


Belki de artık en dürüst soruyu sormanın zamanı geldi:

Bu şehir gerçekten kimin hikâyesini anlatıyor?

Eskişehir’in mi…
Yoksa Eskişehir’e yakıştırılan hayallerin mi?

Ve daha önemlisi:
Bu şehirde yaşayanlar, yani gerçek sahipleri, bu hikâyenin neresinde duruyor?





YORUM YAZ
Bu habere yorumlar

Tüm yazıları