Erhan Erden SEyitgazi Belediye Başkan Adayı


Mahmut Çetin



Mahmut Çetin

Kurtlar Vadisi Türkiye

Kurtlar Vadisi Türkiye
Kurtlar Vadisi Türkiye
28 Şubat 2026 Cumartesi Okuma 77

Türkiye’nin Sessiz Strateji Oyunu;

Son 20 yılın Türk siyaseti, tarih kitaplarının yazmadığı, gazetelerin tam çözümleyemediği bir stratejik satranç tahtasıdır.
Bu satrançta taşlar sadece liderler değildi;
Görünmez Akıllar,
Derin Bürokrasi
Ve gölgelerde konuşlanan güç kümeleri..
Eğer bu tabloyu derin komplo teorileri merceğinden okursak, ortaya çıkan manzara hem ürpertici hem büyüleyicidir!

Beyaz Çerkes Aklı ve Kurtlar Vadisi Mitolojisi
2003’te bir televizyon dizisi girmiştir Türk televizyon kanallarına;
“Kurtlar Vadisi”
Görünürde mafya ve derin devlet hikâyesi anlatılır.
Lakin komplo okuması, derin katmanı açık etmektedir;
Türkiye’nin ideolojik yapılanmasını bir “Beyaz Çerkes Aklı” kodlamasıyla yeniden şekillendirme denemesidir dizinin hedefi!

Polat Alemdar figürü, halkın içinden çıkan ama “Üst Akıl” tarafından biçimlendirilmiş bir kontrol aracıdır!

Dizi, toplumun bilinçaltında stratejik bir “zihin laboratuvarı” gibi 10 yıl işlevini sürdürmüştür.
Düşünün; 10 yıl!
Devlet bu laboratuvarın kontrolden çıktığını,
Ya da şöyle diyelim;
Asıl hedefini geç de olsa fark ettiğinde müdahale eder;
Yasaklama ve sınırlandırma mekanizması devreye girer!

Anlaşılan odur ki;
Bu sadece bir televizyon dizisi değil,
“Toplum Üzerinde Psikolojik Mühendislik” yapıldığının ilk işaret fişeğidir!

2002–2015 arası Türkiye’de hem görünür hem görünmez güç mücadelelerinin yaşandığı dönemdir.
Ekonomi, askerî yapı ve bürokrasi; her biri birbirinden bağımsız, birbirini tartmaktadır.

Recep Tayyip Erdoğan ve çevresi, İmparatorluk Refleksi’ni canlı tutarken
Devlet Bahçeli ve milliyetçi blok, Ulus Devlet Çekirdeği’ni korumayı öncelemektedir.
İmparatorluk Refleksi denilince herkes Osmanlı’nın yeniden sahneye konması şeklinde yanlış bir algıya kapılmakta.
Değil!
Erdoğan’ın tasarladığı İmparatorluk Refleksi, anlayabildiğimiz kadarıyla:
“Sınır ötesi askerî kapasite”,
“Tarihsel etki alanına psikolojik sahiplenme”
Ve “Merkez Ülke Olma” iddiasıdır.
Bu refleks, Osmanlı nostaljisi değil;
“Jeopolitik Özgüven” üretme modelidir.
Yani;
Türkiye yalnızca kendini savunma politikaları üreten bir ülke değil,
bölgesinde, hatta küresel düzlemde denge kurabilen bir ülke olsun!

Fren Mekanizması burada devreye girecektir.
Kimler o mekanizmanın aktörleri? Sadece bir kişi değil; birden fazla aktör:
Güvenlik Bürokrasisi,
Ekonomik Cevreler,
Dış Güçlerin İçerideki Gölgeleri..

Kısacası bu dönem, kontrollü bir konsolidasyon ve hazırlık dönemidir;
İçeride merkez güçlenmiş,
Dışarıda etki alanı genişlemiştir.

2013–2018 arası krizler ve açılımlar kendini göstermektedir;
Gezi olayları,
17–25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonları Süreci,
15 Temmuz..

Her biri Türkiye’nin stratejik yapısını test eden kırılmalardır.
Bu krizler, sadece kaotik olaylar olmaktan öte; yeni güç hatlarını belirlemek için fırsat pencereleri de sunmuşlardır!

Açılım süreci ve PKK ile yürütülen temaslar, çatışmayı bitirmekten ziyade tehlikeyi dönüştürme amacı taşımaktadır aslında!
Askerî önlemlerle 40 yıldır PKK bitirilebildi mi?
Bitirilemedi!

2018–2025 arasında Bölgesel Hamleler çıkar karşımıza;
Suriye,
Libya,
Karabağ,
Doğu Akdeniz,
Ve Afrika..
Türkiye artık sadece kendisini savunan bir ülke değil;
Bölgesinde denge kuran ve Küresel Düzlemde etki alanını genişleten bir aktördür!
İmparatorluk Refleksi canlı tutulurken, Ulus Devlet Modeli’ni güçlendirme refleksi de devrededir!

Küresel güçlerle sürekli pazarlık, Türkiye’yi hem bölgesel hem küresel bir oyuncu hâline getirmiştir!

Beyaz Çerkes Aklı ve Şenkal Atasagun Metaforu, frenin görünmez zekâsını temsil eder.
Polat Alemdar ve Kurtlar Vadisi, bu zekânın kültürel simülasyon laboratuvarıydı.

2035’e bakıldığında;
Türkiye esnek bir bölgesel merkez devlet modeliyle hareket ediyor olacaktır.
Ne tam Osmanlı İmparatorluğu,
Ne sıradan bir NATO üyesi.
Güçlü, risk ve fırsatı aynı anda yönetebilen bir aktör konumunda bir ülke!

Son 20 yıl, sadece siyasi krizlerin ve lider tercihlerinin değil; aynı zamanda stratejik planların, derin zekâların ve görünmez fren mekanizmalarının da hikâyesidir.
Ve belki de en heyecan verici ve sorulması gereken soru;
Bu Fren Mekanizmaları kimlerin kontrolünde?
Winston Churchill’in yıllar önce söylediği iddia edilen söz hatırlatılır:
“Türkiye Solarsa Sulayın, Büyürse Budayın!”
Bugün siyasi yol haritamızın temelinde bu yaklaşımın küresel aktörler açısından bir referans noktası olduğu bir gerçektir!

Erdoğan–Bahçeli Dinamikleri;
Gizli Ajandaları Var mıdır?

Erdoğan ve Bahçeli arasında görünürde uyum vardır.
Ancak stratejik düzeyde öncelik farklılıkları olduğu yorumlanmaktadır.

Erdoğan’ın ajandasında;
“Bölgesel Genişleme ve Küresel Pazarlık Gücü”
Bahçeli’nin ajandasında ise;
Rejim Güvenliği ve Ulus Devlet Çekirdeğinin Korunması” ilk sırada yer alır.
İki liderin birbirlerine söylemedikleri ajandaları olabilir mi?
Olabilir.
Fakat bu durum bir çatışma değil; “Dengeye Dayalı bir Kontrol Mekanizması” şeklinde okunmalıdır!

Bahçeli’nin kırmızı çizgileri vardır:
Ulus Devlet modelinin devamı,
anayasanın değiştirilemez maddeleri vb.
Eğer Erdoğan’ın hamleleri bu çizgilere temas ederse, Ulus Devlet Refleksi devreye girer!

Recep Tayyip Erdoğan gider, bir başkası gelir.
Devlet Bahçeli çekilir, yeni aktörler sahne alır.
Ama sistem kalır.
Çünkü bu oyun liderler üzerinden değil, refleksler üzerinden yürümektedir.
İmparatorluk refleksi bir damar gibi canlı tutulur.
Ulus Devlet Refleksi’nin de bir omurga gibi dimdik ayakta kalması sağlanır!

Bu ülkede yaşanan hiçbir kriz, hiçbir açılım;
Ylnızca Günlük Siyasetin Doğal Akışı değildir.
Her hamle, görünür aktörlerin ötesinde bir hesaplaşmanın izdüşümüdür!

İmparatorluk refleksi diri,
Ulus Devlet refleksi nöbette,
Fren mekanizması tetikte..

Türkiye şimdi tarihin en sert sorusuyla yüz yüze;
“Kendi hızını kendi mi belirleyecek,
yoksa her hızlanışta görünmez bir el mi frene basacak?”

Cevap belirlenmezse;
Cevabı Başkaları Belirleyecektir!

Mahmut Çetin 





YORUM YAZ
Bu habere yorumlar

Tüm yazıları