Dijital Dünyanın "Görünmez" Bedeli: Veriniz Karşılığında Mahremiyetiniz!
Dijital dünyada bedava yok, takas var! Bedava hizmetin bedelini mahremiyetimizle ödüyoruz!
28 Ocak Veri Koruma Günü kapsamında dijital dünyanın en stratejik ham maddesi olan "veri" yeniden mercek altına alındı. Üsküdar Üniversitesi Kurumsal Büyük Veri Koordinatörü Hakan Özdemir, modern çağın en büyük yanılgılarından birine parmak basıyor: "Dijital dünyada bedava hizmet yoktur, takas vardır!"
Veri: Dijital Çağın "Tükenmeyen" Petrolü
Özdemir’e göre veri, sanayi devriminin petrolüyle aynı işlevi görüyor ancak önemli bir farkla: Petrol kullanıldıkça tükenirken, veri kullanıldıkça çoğalıyor ve değerleniyor.
-
Pasif Veri Trafiği: Sadece paylaşım yaptığımızda değil; akıllı saatimizden kalp ritmimiz, navigasyondan hızımız ve e-ticaret sitelerinde fareyi hangi ürünün üzerinde beklettiğimiz dahi kaydediliyor.
-
Siber Hijyen Eksikliği: Doğum tarihi gibi basit şifreler kullanmak ve her uygulamaya sınırsız erişim izni vermek, dijital benliğimizi korumasız bırakıyor.
-
Manipülasyon Riski: Veri ihlalleri maddi hasar verirken, veri manipülasyonu (Deepfake vb.) gerçeklik algımızı bozarak toplumsal güveni tehdit ediyor.
"Saklayacak bir şeyim yok" demeyin! Sizin veriniz tek başına küçük görünebilir ancak milyonlarca kişiyle birleştiğinde toplumsal davranışları yönlendirmek için kullanılan devasa bir silaha dönüşür.
Veri, dijital çağın yeni petrolü
Verinin neden “yeni petrol” olarak tanımlandığını açıklayan Hakan Özdemir, “Sanayi devriminde petrol, makineleri çalıştıran ve ekonomiyi büyüten ana güçtü. Dijital devrimde ise bu güç ‘veri’dir. Ancak veriyi petrolden ayıran önemli bir fark vardır. Petrol kullanıldıkça tükenir, veri ise kullanıldıkça çoğalır ve değerlenir. Günümüzde finans, sağlık, e-ticaret ve ulaşım gibi sektörlerin tamamı, kararlarını artık sezgilerle değil, işlenmiş verilerle alıyor. Ham veri değersiz bir sayı yığınıdır; ancak işlendiğinde ‘bilgiye’ ve ‘içgörüye’ dönüşerek şirketlere ve ülkelere rekabet üstünlüğü sağlar.” dedi.
Asıl veri, farkında olmadan ürettiklerimiz
Bireylerin büyük kısmının yalnızca sosyal medyada paylaşım yaptığında veri ürettiğini düşündüğünü ifade eden Hakan Özdemir, “Biz sadece fotoğraf paylaştığımızda veya mesaj attığımızda veri ürettiğimizi sanıyoruz. Oysa ‘pasif veri’ dediğimiz devasa bir trafik var. Akıllı saatimizden kalp ritmimiz, navigasyondan hızımız, e-ticaret sitelerinde fareyi hangi ürünün üzerinde ne kadar beklettiğimiz bile kaydediliyor. Özellikle ‘Nesnelerin İnterneti’ (IoT) dediğimiz akıllı ev cihazlarının yaygınlaşmasıyla, dijital ayak izimiz artık evimizin içine kadar girdi. Ürettiğimiz verinin büyük çoğunluğu, biz ekranı kapattıktan sonra arka planda akmaya devam ediyor.” diye konuştu.
Miktar değil, anlam önemli
Veriyi değerli kılan unsurun miktar değil anlam olduğunu vurgulayan Hakan Özdemir, “Geçmişte ‘Ne kadar çok verimiz varsa o kadar iyi’ anlayışı (Big Data) hakimdi. Bugün ise ‘Doğru ve temiz veri’ (Smart Data) dönemi başladı. Milyarlarca gereksiz veri satırı, sistemi yavaşlatmaktan başka işe yaramaz. Önemli olan, veriler arasındaki ilişkileri kurabilmek ve bir sonraki adımı öngörebilmektir. Bir marketin milyonlarca fiş bilgisine sahip olması değil; o fişlerden yola çıkarak müşterinin bebeğinin doğduğunu anlayıp ona uygun teklif sunabilmesi veriyi değerli kılar.” şeklinde konuştu.
Siber hijyen eksikliğine dikkat!
Kişisel verilerin en çok risk altında olduğu alanlara da dikkat çeken Hakan Özdemir, şöyle devam etti:
“En büyük risk, kaynağı belirsiz mobil uygulamalar ve açık Wi-Fi ağlarında. Özellikle son dönemde popüler olan, fotoğrafınızı yükleyip sizi farklı karakterlere dönüştüren eğlence uygulamaları, aslında dünyanın en büyük biyometrik veri havuzlarını oluşturuyor. Bireylerin en sık yaptığı hata ise ‘siber hijyen’ eksikliğidir; yani doğum tarihi gibi tahmin edilebilir şifreler kullanmak ve her uygulamaya düşünmeden kamera/rehber erişim izni vermektir.”
Dijital dünyada bedava yok, takas var!
Ücretsiz uygulamaların işleyişine dair önemli bir hatırlatmada bulunan Hakan Özdemir, “Dijital ekonomide ‘bedava’ diye bir kavram yoktur, ‘takas’ vardır. Bir navigasyon uygulamasını ücretsiz kullanırsınız, karşılığında konum verinizi ve sürüş alışkanlıklarınızı verirsiniz. Bir mesajlaşma uygulamasını ücretsiz kullanırsınız, kiminle ne sıklıkla konuştuğunuzun bilgisini verirsiniz. Bu platformlar, kullanıcıyı bir ‘müşteri’ olarak değil, reklam verenlere sunulacak bir ‘hedef kitle’ olarak görür. Kısacası, hizmetin bedelini kredi kartımızla değil, mahremiyetimizle ödüyoruz.”
Veri okuryazarlığı artık temel bir yurttaşlık becerisi
Deepfake videolar ve sahte haberlerin yayılma hızına da değinen Hakan Özdemir, “Veri okuryazarlığı, dijital dünyada karşımıza çıkan bilginin kaynağını sorgulama, nasıl üretildiğini anlama ve bir grafiğin veya istatistiğin bizi yanıltıp yanıltmadığını fark etme becerisidir. Bugün deepfake (yapay kurgu) videoların ve sahte haberlerin bu kadar hızlı yayılmasının sebebi, teknolojik yetersizlik değil, toplumsal veri okuryazarlığının düşük olmasıdır. Manipüle edilmemek ve dijital haklarımızı savunabilmek için bu yetkinlik artık okuma-yazma bilmek kadar elzemdir.” dedi.
Veri toplamak bir arşivcilik, veriyi anlamlandırmak ise dedektiflik
Geleceğe yönelik riskleri değerlendiren Hakan Özdemir, “Veri toplamak bir arşivcilik, veriyi anlamlandırmak ise dedektifliktir. Elinizde binlerce parçalık bir yapboz kutusu olduğunu düşünün; parçaları kutuda biriktirmek veri toplamaktır. O parçaları birleştirip manzarayı ortaya çıkarmak ise anlamlandırmaktır. Teknoloji dünyası artık veri depolamayı aştı; şu anki büyük yarış, bu veriden kimin daha hızlı ve isabetli ‘sonuç’ çıkaracağı üzerine kurulu.
Dijital sistemler ve algoritmaların, insanlar tarafından ve geçmiş verilerle eğitildiğini kaydeden Hakan Özdemir, “Eğer geçmiş verilerde toplumsal bir önyargı varsa (örneğin; belirli bir meslek grubunda sadece erkekler çalışmışsa), algoritma bunu bir kural zannedebilir ve gelecekteki kadın adayları eleyebilir. Teknoloji tarafsız gibi görünse de verinin kendisi kirliyse veya yanlıysa, çıkan sonuç da ayrımcı olabilir. Bu, dijital etiğin en büyük tartışma konularından biridir.” diye konuştu.
En büyük tehlike veri manipülasyonu
Veri ihlallerinin (şifre çalınması, kart kopyalanması) maddi hasar vereceğini ve bunun da telafi edilebilir olduğunu anlatan Hakan Özdemir, “Ancak veri manipülasyonu çok daha tehlikeli bir boyuta evriliyor. Özellikle ses ve görüntü kopyalama teknolojilerinin gelişmesiyle, ‘gerçeklik algımızın’ manipüle edilmesi riskiyle karşı karşıyayız. İnsanların söylemedikleri sözleri söylemiş gibi gösteren, olayları çarpıtan içerikler, sadece bireyleri değil, toplumun güven duygusunu ve toplumsal hayatı tehdit eder hale gelecektir.” ifadesinde bulundu.
‘Saklayacak bir şeyim yok’ çağın en büyük yanılgısı…
“Benim verimden ne olur ki?” düşüncesinin büyük bir yanılgı olduğunu vurgulayan Hakan Özdemir, sözlerini şu uyarıyla tamamladı:
"Ben önemli biri değilim, saklayacak bir şeyim yok" düşüncesi dijital çağın en büyük yanılgısıdır. Sizin veriniz tek başına anlamsız gelebilir ama milyonlarca kişinin verisiyle birleştiğinde toplumsal davranışları yönlendirmek için kullanılır. Ayrıca bireysel olarak da; sesiniz, yüzünüz veya kimlik bilgileriniz kopyalanarak adınıza suç işlenebilir veya yakınlarınız dolandırılabilir. Verinizi korumak, dijital dünyadaki ‘benliğinizi’ ve itibarınızı korumaktır.”
Gönderen: haber
Bilim-Teknoloji

